Maç hakkında yazacak çok bir şey yok. Hani bizim yendiğimiz 'genç Manchester United' bugün son Alman şampiyonuna deplasmanda 3 atmasa, belki Tello'nun pozisyonundan veya Ferrari'nin kafa vuruşlarından bahsedebilirdik ama bunlara da gerek kalmadı artık. Yine de değinmeden geçemeyeceğim birkaç şey var; Fink-Uğur değişikliği ve aynı Uğur'un penaltı noktasından hem Kasımpaşa'ya hem Fenerbahçe'ye bomboş gol kaçırmasına rağmen bugün şut çekmeye kalkması (ufak ayrıntı ama cidden sinirlendim), Rüştü'nün şovu, Nihat'ın karatevari şutu, pençe formanın uğursuzluğunun devamı...Etme bulma dünyası bu dünya. Vfl Wolfsburg bizi zor duruma düşürdü 2 hafta önce. Biz o zorluğu kendimiz aştık. Bugün onlar bize muhtaç oldu ve 90+'larda belki de bizden çok istediler bir golü. Bu sefer biz onları sevindirmedik. Kusura bakmasınlar artık...
Kuraların çekildiği gün son dakika golü yiyerek (4.torbadan Vfl Wolfsburg'u çekerek) başladığımız Avrupa serüveni, kalemize atılan bir son dakika golü ile son buldu. Bu da dip bir not olsun. Yine de bu süreçte bize zaman zaman heyecan, zaman zaman mutluluk yaşatan oyuncularımıza teşekkürler. Canınız sağolsun...Maç ile ilgili sayfalar: Avrupa'da BEŞİKTAŞ I (İstatistikler) - Avrupa'da BEŞİKTAŞ II (Yıllara göre maç dağılımı) - Şampiyonlar Ligi'nde BEŞİKTAŞ - 2009/2010 Şampiyonlar Ligi - 2009/10 İstatistikler
Ne yazık ki bu sefer kendi işimizi kendimizin görmesi yetmeyecek. Almanya'dan güzel haberler bekleyeceğiz. Bu arada biz de önemli bir sınava çıkacağız. Bizden bu sınavda ne isteniyor sorusunun cevabı ise iştah kabartıcı; "En iyi yaptığımız şey". İyi defans yapıp, atacağımız 1 gol ile alınacak bir galibiyet, bizim bu sezon tam 5 kez yaptığımız şey yani. 

İlk dakikalardan itibaren oyunun kontrolünü rakibe kaptırmamıza rağmen geçit vermiyoruz. Vidiç'in kornerden gelen topu geldiği yere yollamasını ayırıyorum tabii. Daha sonra beklemediğimiz bir anda öne geçiyoruz. Tello'nun golü "şut çekmek her zaman iyidir" dedirtiyor ve aynı zamanda heyecanlandırıyor. Ardından bir topumuz da direkten dönüyor. Fink, Fenerbahçe'ye attığından kolayını direğe nişanlıyor. O pozisyonu da gole çevirseydi bu taraftar için ne anlama gelirdi kendisi artık bilemiyorum :). Tabii biz bu arada tüm bu olanlara rağmen hala "son düdük çalmadan bu iş bitti denmez" modundayız. Malum, bu staddaki son Şampiyonlar Ligi maçında son 6 dakikaya 3-1 mağlup giren ama maçı 3-3 bitirmiş Manchester United var karşıda. İlk yarı bitiyor. Birçoğumuz muhtemelen hala inanmıyor maçı kazanabileceğimize.
Son düdükten hemen önce kalp krizi geçirtecek 2 de pozisyon atlatıyoruz. Rüştü'ye sevgiler bu arada... Ve ardından son düdük. O nasıl bir rahatlıktır, nasıl bir mutluluktur? Chelsea'den sonra Manchester United'ı da deplasmanda yeniyoruz... 15.Şampiyonlar Ligi maçımızda 2.deplasman galibiyetimizi alıyoruz. Her sezonun aksine, bu yıl ise deplasmanda daha başarılı bir performans sergiliyoruz. Her Şampiyonlar Ligi maceramızdaki sürprizlerimizden birine daha imza atıyoruz. Yine Şampiyonlar Ligi'ne galibiyetsiz veda etmiyoruz. Yine en az 4 puanı buluyoruz vs vs...
Kısacası mutluyuz ve umutluyuz. Cska Moskova maçını heyecanla beklemek için bir neden "doğurttuk" resmen. Ve bu heyecanı 15 gün boyunca yaşamak anamızın ak sütü gibi helal hepimize.
Harika bir derbi galibiyetinden kısa süre sonra sezonun en zor Şampiyonlar Ligi deplasmanındayız. Tek şansımız olan Avrupa Ligi için kilit bir maç. Bizim maçımızın yanısıra, bizim maçımızdan 2 saat 15 dakika önce başlayacak Cska Moskova - Vfl Wolfsburg maçının sonucu da önemli. O maçta Cska Moskova yenilirse, bize de yenilme hakkı doğacak. Onlar puan kazanırsa, bizim de kazanmamız gerekecek...
* Avrupa Kupaları'nda 12.kez bir İngiliz takımıyla karşılaşıyoruz. Bundan önce oynanan 11 maçta 2 galibiyet, 3 beraberlik, 6 mağlubiyet aldık. Attığımız gol 6, yediğimiz gol 24.

Ligde kaybedilen puanların bir telafisi var. Bunu 6.hafta itibariyle 12 olan puan farkının 7'ye düşmesi ile bir nebze olsun gördük. Ancak aynısını şu an Şampiyonlar Ligi için söyleyemeyiz. Tarihimizde 1 kez çok yaklaşıp, son dakika şanssızlığıyla ulaşamadığımız son 16'ya bu sefer ulaşabilmek için her şey bizim elimizde.
Rakibimizde ilk maçta kırmızı kart gören Graffite yok. Onun yerine eski Inter'li Martins forma giyecek. İlk bakışta bir avantaj olan gözüken bu zorunlu değişiklik, Martins'in Wolfsburg'un 3-3 biten son lig maçında Mainz'e 2 gol atmasıyla tereddütlere yol açtı. Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak istemeyiz sonuçta.
İnönü'nün Şampiyonlar Ligi maçlarında nasıl bir hale büründüğünü biz çok iyi biliyoruz. Bunu İngilizlerden sonra Almanlara da göstermenin zamanı da geldi çattı. Taraftarlarımızın çok iyi bir tribün yapacağını ve unutulmaz geceler arasına bir gece daha ekleyeceğimizi düşünüyorum. Allah utandırmasın...


Bu beraberlik değerlidir. 14.maçımızda 3.kez deplasmandan puan çıkartabiliyoruz sonuçta, her zaman yaşanan bir şey değil. Kaldı ki, bu 1 puan ile birlikte 2.tur için ümit tazeledik, gelecek 3 maça anlam kazandırdık, İnönü'deki maçlar için taraftarımız daha da motive olabilecek vs vs... Bir sürü neden sayılabilir. Öyle bir noktaya geldik ki, bir nevi kendi kaderimizi kendimiz belirleyeceğiz...
Taktik-teknik yazmamıştım maç öncesinde. Neyse ki bu sefer oyuncu seçimindeki hata sayısı daha azdı. Sadece İbrahim Kaş'ın neden sahaya ilk 11'de çıktığını anlayamadım. İlk yarıda resmen sağ kanadımızda maden buldu Wolfsburg'lular. Manchester United maçında nasıl sol kanadımızı felç edildiyse, bu maçta da sağ kanadımız felç oldu. İbrahim Kaş'ın 90 dakika içerisindeki en olumlu hareketi tartışmasız Graffite'yi oyundan attırması oldu. Graffite neye sinirlendi de, bu hareketi yaptı onu da merak ediyorum.
Maçın adamı kimdi diye düşününce, direkt Mateo Ferrari diyesim geliyor. Bugün Sivok ile birlikte Wolfsburg ataklarını savuşturmakta çok başarılıydı. Sivok'un sarı kart görmemesi ile birlikte derin bir nefes aldık. Bu ikiliye İnönü'deki maçta da çok iş düşecek. Graffite olmasa bile Martins ile yine zorlayacaklar bizi.

Bir B Grubu atkısı çıkartmışlar, bir de Manchester United maçları ile ilgili atkı çıkartmışlar. Herhalde aynısını bizim için de çıkartırlar...
İlk yarı 1-0 bitti, ikinci yarıya da iyi başladık. Tam beraberlik için ümitlenebileceğimiz dakikalarda ikinci golü yiyip, yine Galatasaray maçındaki gibi oyundan düştük. Tek fark, bugün maç kafaca bittikten sonra son dakikada da olsa golü bulanın biz olmamız. Skorda haliyle 3-0 değil, 2-1 oldu.
Bir şey daha var. Allah rızası için şu formayı bir süre giymeyelim. 9 maçın 7'sinde üzerimizde o formayı görmek bıkkınlık verdi. Neden mi ? Çünkü o 7 maçın hiç birini kazanamadık...
11 günlük hasret nihayet son buluyor. Yarın akşam Moskova'da kritik bir maça çıkıyoruz. Ligdeki kötü gidişat nedeniyle bize bu sezonun kalanı için öncelik dahi değiştirtebilecek bir karşılaşma arefesindeyiz. Deplasmanda bu kadar kazanabileceğimize inandığımız/ihtimal verdiğimiz bir Şampiyonlar Ligi maçına 1-2 kez çıktık herhalde. Benim bu tanıma sokabileceğim iki maç var; Göteborg ve Sparta Prag deplasmanları. Ancak rakibin de ligdeki konumu ve genel form durumu itibariyle belki de en uygun maçı yarın oynayacağız.
Biraz da istatistiklerle süsleyelim yazıyı;
Şampiyonlar Ligi'ne dair iki kaidemiz bozulmadı. 5.kez gruplardaki ilk maçımızı kaybettik. İnönü'de 6.kez gol atamadığımız maçı kazanamadık, 5.kez puan çıkartamadık. Peki bugün maç 0-0 bitseydi bundan rahatsız olacak mıydık? Hayır. 1 puan ile başlamak, hele ki rakip Manchester United ise "ekstra puan" dahi sayılabilir. Buna bir de bugün puan kaybı yaptığı için 2. ve 3.haftada Wolfsburg ve Cska Moskova'yı evinde iyice zorlayacak ve muhtemelen yenecek bir Manchester United'ı eklersek, 1 puan altın değerinde bile olabilirdi.
Bu maçı sadece "bu maç" olarak da düşünmemek lazım. 3 gün önce oynanan derbide 3-0 yenilmiş bir takımın taraftarı olarak insan düşünmeden edemiyor; Bugün kü kadro ile ASY'ne çıksaydık sonuç 3-0 mı olurdu? Bence olmazdı. Nobre-Nihat değişikliği nihayet görülmüş, Yusuf yerine Holosko geçmiş, Rüştü'nün yerini Hakan almış. Tam da 3 gün once yapılması gerekenler bunlar değil miydi? Bence öyleydi.
Bu tip önemli maçlarda 70'ten sonra yenilen gol ile mağlup olunduğunda, insan ezilerek yenildiğinde çektiği acıdan daha fazlasını çekiyor. Porto maçı bir, bu maç iki. Liste daha uzamaz inşallah... Yine de canımız sağolsun, ne yapalım...
Maçın İnönü'de olması en büyük avantajımız. Evimizde oynadığımız maçlardaki istatistiğimiz, deplasmandaki maçlarımıza göre oldukça iyi. İstanbul'da oynanan 11 grup maçında 6 galibiyet 1 beraberlik 4 mağlubiyetimiz var. 12 gol atıp, 10 gol yemişiz. Diğer yandan, İnönü'deki maçların bizim açımızdan ciddi bir de açıklaması var; Gol attığımız tüm karşılaşmaları kazanmışız. Gol atamadığımız 5 maçtan 4'ünde yenilmişiz, bir Leeds United beraberliği var. Demek ki gol attık mı kazanılan moral ile daha dirençli bir futbol ortaya koyuyoruz.
Bu maçın bir diğer önemli yanı ise son 2 yılın finalisti ile oynayacağımız için göz önünde olacak olmamız. En basitinden Kanada'da bile canlı yayınlanacak maçımız. Bu yüzden iki kat önemli bir maç bu. Hem tribün, hem futbol olarak kendimizi bir kez gösterme şansımız var tüm Avrupa'ya.
Ve nihayet bugün bu tablo karşıma çıktı. Beklediğime değmiş. Salı günü Kanada saatiyle 14.30'dan itibaren İnönü'den canlı yayın var. Ne kadar mutlu oldum anlatamam. Özellikle maçın İnönü'de oluşu nedeniyle çok heyecanlıyım. Bu ilk İnönü tecrübesi olacak, toplamda ikinci. İlk Şampiyonlar Ligi maçımızın yayınlanması 8-0'lık maça denk gelmişti. Telafi etmek lazım.
İlk torbadan Bayern Münih veya Sevilla en mantıklı istek gibi gözüküyor. Özellikle Bayern Münih, çıkması halinde son torbadan Wolfsburg gelme ihtimalini de ortadan kaldıracağı için bir adım daha önde.